3 Haziran 2016 Cuma

BALKANLAR (Sofya ve Üsküp) I. BÖLÜM

Bulgaristan, Makedonya ve Yunanistan'ı kapsayan 3 günlük Balkan gezim, TBMM Fotoğrafçılık Kulübü üyeleri ve Ankara Fotoğraf ve Gezi Grubu (AFG) ile 18 Mayıs 2016 tarihinde saat 22:30’da İstanbul Bakırköy Ömür Plaza önünden buluşmam ile başladı. Tamamını kara yolu ile yapacağımız gezide önce Bulgaristan’da Sofya’yı, daha sonra Makedonya’da Üsküp, Ohri ve Manastır’ı, Yunanistan’da ise Selanik ve Kavala’yı ziyaret etmeyi amaçlıyoruz. Atatürk’ümüzün doğum günü ve 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramına denk gelen bu gezinin Manastır ve Selanik bölümü benim için çok özel bir anlam taşıyor. Bu sebeple bir hayli heyecanlıyım.

Balkan Gezisi Rotamız
İstanbul’dan Edirne-Kapıkule sınır kapısına ulaştığımızda saatler 02:45’i gösteriyor. Önce Türk Gümrüğünden sonra Bulgar Gümrüğünden geçiş yapıyoruz. Ancak bizim tarafta gümrük sisteminden kaynaklanan sorun yüzünden kuyruk oluşmuş durumda. Uzunca bir süre bekledikten sonra Bulgar tarafında da işlemlerimiz tamamlanıyor. Gümrükte harcadığımız süre toplam 4 saat. Yaz tatilinde yurda dönen gurbetçilerin Kapıkule maceralarını şimdi çok daha iyi anlıyorum. Kapıkuleden çıkışımız sabah 06:45 ve rotamız doğrudan Bulgaristan’ın başkenti Sofya. Bu Sofya’ya yapacağım üçüncü ziyaret olacak o nedenle çok da merak içinde olduğum söylenemez.

Bulgaristan’da yer alan Balkan dağları, yarımadaya da ismini vermekte. Balkan kelimesi sık ağaç, ormanlık anlamına geliyor. Etrafımız ilkbaharın gelmesiyle birlikte dalların ucundan uzadığını anladığımız iğne yapraklı ağaçlardan oluşan harika ormanlarla çevrili. Dağlarda ise hala kar var. Kapıkule sınır kapısından, olağanüstü güzellikteki dağ ve orman manzaraları eşliğinde Sofya’nın yer aldığı vadiye inmemiz 3 saatimiz alıyor. Sabah saat 10:00’da Sofya’nın yeni bölümünden şehre giriş yapıyoruz. Bu bölgede çok katlı gökdelen tarzı binalar ve pek çok alışveriş merkezi var. Merkeze doğru yaklaştıkça komünizm döneminden kalma daha az katlı toplu konut binaları görüyorsunuz.

İlk durağımız Sofya’nın kalbi kabul edilen Alexander Nevsky Katedrali’nin önü. Bu bölgeyi iyi tanıdığım ve kalabalık bir grup halinde gezmenin zorluğunu bildiğim için yeni tanıştığım fotografçı arkadaşım ile gruptan ayrılarak, kendisine Sofya turu yaptırıyorum. Tur sonunda da Vitosha caddesinde güzel bir kahve ile gezimizi tamamlıyoruz. 2,5 saatlik hızlandırılmış Sofya turumuzu saat 13:30’da Banyabaşı Camisi önünde bizi bekleyen otobüsümüze binerek sonlandırıyoruz. Sofya hakkında daha kapsamlı bilgileri http://ozlemcegeziyorum.blogspot.com.tr/2015/12/ozlemcegezi-yorum.html adresinde yer alan Sofya’da Bir Gün” isimli yazımdan okuyabilirsiniz.

Dağ manzaraları ve tünellerden geçerek Makedonya’ya doğru yola çıkıyoruz. Derin vadilerde yeşilin sayısız tonu eşliğinde Bulgaristan’ın kırsal kesimini izleme şansımız da oluyor.


Bitki örtüsü o kadar sık ve yeşil ki toprağı görmeniz neredeyse imkansız. Bizim Karadeniz bölgesini anımsatan manzaralar var, ancak bitki örtüsü çok daha farklı. Sofya’nın güneyine doğru Pernik isimli bir şehirden geçiyoruz. Burası Bulgaristan'ın maden ve sanayisi ile en gelişmiş şehri. Eski bir kömür santralinin yanından geçiyoruz. Bölgede komünizm döneminden kalma şu an atıl durumda bulunan pek çok fabrika var. Ayrıca toplu işçi konutlarda bu bölgede bir hayli yaygın.

Sofya’dan Makedonya sınırına ulaşmamız sadece 2 saatimizi alıyor. Bulgaristan’dan Makedonya sınırına geçişimiz ise yarım saat gibi çok kısa bir süre içerisinde gerçekleşiyor. Pasaport kontrolleri için beklerken birden araç içinde yükselen müzik sesi ile şaşırıyoruz. Şoförümüzün cep telefonundan gelen müzik “Mehter Marşı”. Osmanlı torunları yeniden Balkanlara ayakbastı diyerek kahkahayı basıyoruz.

Bulgaristan-Makedonya Sınır Kapısı

Sınır kapısından Makedonya’nın başkenti Üsküp’e olan mesafe 100 km. Sınırdan geçer geçmez Kriva Palanka isimli bir kasabaya ulaşıyoruz. Hafif virajlı yolun eşsiz orman manzarasına yolun sağından akan Kriva nehrinin görüntüsü ile köy manzaraları ekleniyor. Kriva büklümlü nehir anlamına geliyormuş. Yemyeşil tarlalar, meyve bahçeleri, çiftlikler, köy evleri, ufak Ortodoks kiliseleri derken sarıçiçekler ve gelinciklerle bezeli bir arazide otlayan inekleri görüyoruz. Görüntü o kadar güzel ki hemen otobüsümüzü durdurarak birkaç kare fotoğraf almak istiyoruz. Araçtan inince bembeyaz tüylü bir çoban köpeğinin güzelliği karşısında fazla dayanamıyor hemen yanına gidiyorum. Sürünün sahibi de yakınlarda, kendisinden izin alarak dikenli tellerle çevrili araziye giriyoruz. Makedon çiftçisi yarım yamalak İngilizce konuşuyor ancak kolayca anlaşıyoruz. Beyaz yumak dostumuzun adının Alek olduğunu öğreniyoruz. Onunla biraz oynayıp çekimlerimizi tamamladıktan sonra aracımıza geri dönüyoruz. Alek de bizi uğurlamak üzere aracımıza kadar eşlik ediyor.

Alek
Alek ile Oynarken

















Yola devam ederken bu defa Kumanova şehrinden geçiyoruz. Boşnak asıllı rehberimiz Enes tarafından Kumanlar’ın Osmanlıdan çok daha önce bu bölgeye gelerek şehre adını veren Türk boyu olduğu anlatılıyor. Bulgaristan’ın en eski halkı olarak kabul edilen Traklardan sonra Romalılar ve 6-7 yy’da Slavlar Bulgaristan’a yerleşiyorlar. Slavlardan önce Hazardan gelen Türk boylarından Kumanların bu bölgelere yerleştikleri biliniyor. Önceleri gök tanrıya inanan toplum, 9 yy’dan itibaren Hristiyanlaşıyor. Birçok tarihçiye göre Bulgarların eski bir Türk boyu olduğu kabul edilmekte. Ancak Bulgarlar kendilerini Slav olarak tanımlıyorlar. Deryalar ve Ramize türküleriyle bilinen ünlü halk müziği sanatçısı Arif Şentürk ile Galatasaraylı eski ünlü futbolcu Arif Erdem Kumanova kasabasındanmış.

Gezimizin bugünkü son durağı Üsküp’e ulaştığımızda saatlerimiz 16:00’yı gösteriyor. Aracımızdan inmeden önce rehberimiz Enes tarafından Makedonya tarihi ve gezilecek yerler hakkında kısa bir bilgilendirme yapılıyor.

Makedonya’nın nüfusu 2,1 milyon kişi. Başkent Üsküp’ün nüfusu ise 700 bin kişi. Ülkede Makedon, Arnavut ve Türk nüfus yaşıyor. Nüfusun %65’ini Makedonlar ve Ortodoks Ruslar, %25’ini Arnavutlar , %4’ünü Türkler, %2’sini Sırplar, %2’sini Romanlar ve %2’sini Boşnak ve diğer etnik gruplar oluşturmakta.

2. Dünya Savaşından sonra Makedonya Almanlar tarafından işgal ediliyor. O dönemde Tito’nun kurduğu güçler tarafından bütün ülkede çıkarılan isyanlar ile Naziler püskürtülüyor, Yugoslavya Demokratik Federal Cumhuriyeti kuruluyor. Devletin o dönemde başkenti Belgrad. Yugoslavya bünyesinde iç yönetimi ve başbakanları olan bu devletler (Bosna-Hersek, Hırvatistan, Makedonya, Karabağ, Sırbistan, Kosova, Slovenya) dışişleri ve askeri güç açısından Yugoslavya’ya bağlı idi. Tito’nun 1985 yılında ölmesiyle iç karışıklıklar yaşanmaya başlıyor. 1992-1993 yıllarında bu devletler sırayla bağımsızlıklarını ilan etmeye başlıyorlar.

Makedonya 1990’lara kadar Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyetinin bir parçası. Yugoslavya’nın parçalanması ile bölge Sırbistan, Hırvatistan, Slovenya, Bosna-Hersek, Karadağ, Makedonya ve Kosova Özerk bölgesi olmak üzere 7’ye bölünüyor. Üsküp, Makedonya’nın başkenti oluyor.

Üsküp’te gezmeye başlamadan önce karnımızı doyurmak için tüm Balkanlarda meşhur olan cevabi köfte yemek üzere Üsküp Çarşısına giriyoruz.

Üsküp Türk Çarşısı

Davut Paşa Hamamı

Üsküp Çarşısında El İşleri
Çarşının şekli ve gördüğüm çeşmeler bana Saray Bosna’daki Başçarşı’yı hatırlatıyor Çarşıda pek çok köfteci var ancak biz 1913 yılından bu yana hizmet veren “Destan” lokantasını tercih ediyoruz. Lokantada garsonlar dahil pek çok insan Türkçe konuşuyor. Müşterilerin büyük bir kısmı da Türk. Menüsünde cevabi köfte, kuru fasulye güveç, salata ve tiriliçe tatlısı var. Tekirdağ köftesine benzeyen köfteler gerçekten doyurucu ve lezzetli. Domates, salatalık, soğan ve üzerine rendelenmiş beyaz peynirden yapılmış zeytinyağlı salata ise gerçekten harika.


Cevabi Köfte ve Salata
Tiriliçe Tatlısı

















Üsküp Çarşısında genellikle Türkler ve Arnavutlar yaşarken, şehir merkezinde Makedonlar yaşıyor. Üsküp’te ayrıca Sancak’tan göç eden Boşnak ve Sırp azınlıklar ile Müslüman Makedon olarak adlandırılan Torveçler de bulunuyor. Bölgede etnik karışım fazla olmasına rağmen, Arnavut ve Makedonlar arasında evlilikler yok sadece Arnavut ve Türkler arasında söz konusu olabiliyor.

Yemeğimiz ardından saat 21:15’e kadar serbest zamanımız var. Bu süre zarfında gezimize Üsküp Çarşısının bitiminde yer alan, Vardar nehri üzerindeki 214 m uzunlukta ve 6 m genişlikteki Taşköprü’den başlıyoruz. Köprü 1451 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından inşa ettirildiği için Fatih Sultan Mehmet Köprüsü olarak da anılıyor.

Üsküp Taş Köprü
Üsküp’ün Sembolü olan Taş Köprü ve Vardar nehri Üsküp’ü ikiye ayırmakta ve köprünün her iki tarafında pek çok yeni bina ve heykel bulunmakta. Vardar nehrinin kenarında köprünün sağında ve solunda ahşap gemiler şeklinde restoranlar var. Köprünün hemen yanından nehir kıyısına indiğinizde ise gençlerin oturdukları parkın kenarında nehir içinde gördüğüm modern tarz heykel çok hoşuma gidiyor…

Vardar Nehrinde Gemi Restoranlar

Vardar Nehrindeki Heykel
II. Filip Heykeli


II. Filip Heykeli

Kiril Kardeşler

Taş köprünün üstüne geldiğimizde karşı dağın tepesinde duran “Milenyum Haçı” dikkatimizi çekiyor. Bu haç Hristiyanlığın gücünü göstermek için Hz. İsa’nın doğumunun 2000. yıl dönümü amacıyla Makedon Ortodoks Kilisesinin finansmanı ve diğer Avrupa ülkelerinin desteğiyle yapılmış. Haç, Üsküp yakınlarındaki Vodno Dağında 1040 m. Yükseklikte yer alıyor ve haçın boyu 66 m. Şehirden Milenyum Haçı’nın olduğu yere otobüs ile giderek teleferik yardımıyla ulaşmak mümkün. Varna Köprüsünün üstünden ve şehrin her yerinden rahatlıkla görülebilir bir konumda.

Milenyum Haçı, Taş Köprü ve Krill Kardeşler 

Milenyum Haçı
Üsküp’ün en önemli müzelerinden olan Arkeoloji Müzesi de Makedonya Meydanında Vardar nehri kıyısında yer almakta. Müze yeni inşa edilen binalar kapsamında ve ayrıca Makedonya Cumhuriyeti Ulusal Arşivi olarak da kullanılmakta.

Üsküp Arkeoloji Müzesi
Şehirdeki eski tarihi yapılar Osmanlı döneminden kalma. Yeni yapıların büyük bölümü Makedonya Meydanında yer alıyor. Uygulanmakta olan “Üsküp 2014 Projesi” kapsamında şehre daha klasik bir görüntü verilmesi gayesiyle yenileme çalışmaları hızla devam ediyor. Proje ile Makedonlar kendi ataları olarak antik Roma’yı kabul ettiklerinden dolayı tarihlerini oluşturmak adına şehrin her bölgesine roma dönemi kahramanlarının heykellerini dikiyorlar. Proje kapsamında 20’ye yakın kamu binası ve yeni müzenin inşa edilmesi, 40’dan fazla tarihi kişiliğin anıtının yerleştirilmesi hedefleniyor. Proje, ayrılan bütçe yüzünden halk ve milliyetçi kesimin yoğun eleştirilerine uğramış durumda. Üsküp’te her akşam saat 18:00’de yürüyüşleri düzenlenerek, yeni yapılan bina ve heykellere renkli boyalar atılarak protestolar gerçekleştirilmekte.

Bu arada Üsküp'ün modern şehir bölümünde caddelerde şehir içi ulaşımda kullanılan İngiliz tarzı çift katlı kırmızı otobüsleri de görmeniz mümkün.  

Üsküp’te Şehir İçi Ulaşım
Yugoslavya’nın parçalanmasından sonra kurulan Makedonya’yı tanımayan tek ülke Yunanistan. Yunanlılar tarafından Makedonya coğrafi bir bölgenin adı olarak kabul ediliyor. Makedonların Yunanistan’dan toprak talebinde bulunabilecekleri iddiasıyla Makedonya’yı resmen tanımıyor ve eski Yugoslavya ülkesi olarak isimlendiriyorlar. Makedonya 2005 yılından bu yana Avrupa Birliğine aday ülke. Ancak Makedonya ad sorunu sebebiyle Yunanistan ile problem yaşamakta. Bu sorun Makedonya’nın bayrağına kadar yansıyor.

Makedonya Yugoslavya içinde yer alırken, Panslavizm'in renkleri mavi, kırmızı ve beyazı kullanmayan tek ülke. Makedonya, bu yıllarda kırmızı zemin üzerine, altın çerçeveli kızıl yıldızlı bir bayrak kullanıyordu. Bağımsızlık sonrası, bayrağın kırmızı zemini korunarak, altın yıldız yerine güneş kullanılmaya başlandı. Bayrakta kullanılan mitolojik güneş figürü, Büyük İskender'in babası Makedonyalı Filip'in mezar taşından alınıyor. Yunanistan, bu mitolojik güneş figürünün kendisine ait olduğunu ileri sürerek, Makedonya Cumhuriyeti'nin bu figürü değiştirmesini istiyor. Makedonya bu isteğe karşı duramayarak 1995 yılında güneş figürünü değiştiriyor, bayrakları bugünkü şeklini alıyor. 
 
1944-1992 Yılları
1992-1995 Yılları






1995-...
Makedonya’da para birimi Makedon Denarı. 1 € yaklaşık 60 Denar. Ülkemiz ile Makedonya ile arasındaki saat farkı ise +1 saat.


Üsküp gezimizi Türk çarşısında Harem Cafe’de Türk kahvelerimizi yudumlayarak devam ediyoruz. Kahve ücreti 40 Denar. Saat 21:00’de grubumuzla buluşarak Üsküp’te kalacağımız Otel Ambassador’a geçiyoruz. Küçük, sevimli ve temiz bir otel. Eşyalarımızı yerleştirdikten sonra saat 23:00 gibi otelde çıkarak çevrede kısa bir gezi yapıyoruz. Üsküp’ün gece hayatı da oldukça eğlenceli gözüküyor. Köşe başlarındaki ufak pub ve kafeteryalarda canlı müzik eşliğinde hafta içi bile olsa gayet kalabalık gruplar eğleniyor. Günün yorgunluğu ile ancak bir saat kadar oturabiliyor ve otelimize geri dönüyoruz. Yarın Balkan turumuza Kalkandelen ve muhteşem Ohri gölü ile devam edeceğimiz için hemen dinlenmeye çekiliyoruz...

Özlem ŞENOL
03.06.2016


** Fotoğraf katkıları için başta Tahsin Öksüz olmak üzere Fikret Dadaş ve Recep Büyükyavuz'a çok teşekkür ederim. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder