6 Mayıs 2016 Cuma

DOĞU AFRİKA GÜNCESİ (VI. BÖLÜM)

16 Şubat 2016 Salı    SERENGETİ MİLLİ PARKI ve MUSOMA


Gün ışımadan sabah 05:30’da mısır gevreği ile çok hızlı bir kahvaltıdan sonra 06:00’da Mwanza’daki kamp sahamızdan Serengeti Milli Parkına doğru safari için ayarlanan aracımızla yola çıkıyoruz. Ruanda’da Gümüş sırtlı dağ gorilleri turuna gidemeyen ben bu tur için oldukça heyecanlıyım. Tura grup liderimiz Tracy ve iki İngiliz kız kardeşle birlikte tam takım Türk ekibimizle birlikte toplam 7 kişi katılıyoruz. Bu ekip için turun kişi başı ücreti 135 dolar oluyor.

Serengeti Milli Parkında
Şoförümüz yola çıkarken Mwanza’da bir yere uğrayarak öğle yemeğimiz için hazırlanmış kumanyalarımızı alıyor ve Serengeti Milli Parkı, Batı Koridoru Ndabaka Giriş kapısına kadar yolumuz yaklaşık 2 saat sürüyor.

Serengeti Milli Parkında" Ekibimiz Osman Hoca, Nesrin ve Ben"
Serengeti Millî Parkı

Tanzanya'da bulunan Serengeti Milli Parkı 14.763 km²'lik bir alandan oluşuyor ve bu alan ülke yüz ölçümünün %14’üne denk geliyor. Ülkenin en kıymetli alanı olarak kabul edilen Milli Parkın büyüklüğü yaklaşık Kuzey İrlanda Cumhuriyeti kadar. Serengeti Milli Parkının alansal büyüklüğü ile dünyada sadece birkaç ülke yarışabilecek durumda. 

Serengeti Milli Parkı, Av Sahaları ve Koruma Alanları

Milli Parkın Tanzanya’da yer alan bölümü “Serengeti”, Kenya’da yer alan bölümü ise “Masai Mara” olarak adlandırılıyor. Serengeti adı ise bir Masai kelimesi olan “Siringeti”den geliyor. Anlamı “Sonsuz Ova”. Ova, 3-4 milyon yıl önce Ngorongoro tepeliklerindeki dalgalı arazilerde yer alan dağların volkanik faaliyeti sonucunda oluşmuş.

Tanzanya'daki Amala nehri ve Nyangores nehri birleşerek Mara nehrini oluşturuyor ve Mara nehri Musoma yakınında Mara körfezinden Viktorya gölüne dökülüyor. Nehrin havzası 13.504 km2. Serengeti’de her yıl 1 milyondan fazla öküz başlı antilop (wildebeest/ak kuyruklu gnu) ve 200.000 zebra, 395 km’lik uzunluktaki Mara nehrinden geçerek parkın kuzeyi ve güneyi arasında döngüsel harekette bulunarak göç ediyorlar. Hayvanların bu içgüdüsel olayını ne Mara ve Kirawira nehirlerindeki timsahlar, ne zorlu vadiler ne de kuraklık engelleyemiyor. Parkın ekvator bölgesinde yer alması sebebiyle kurak ve yağışlı mevsimler bir arada yaşanıyor.

Dünyadaki en büyük hayvan göçlerinden birisi olarak kabul edilen ve “Büyük Göç” olarak adlandırılan bu olayda hayvanlar yağmurda yeşeren otlaklara doğru Masai Mara’dan Serengeti’ye, Serengeti’den Masai Mara’ya doğru bir yılda iki defa göç ediyor. Göç sırasında yeni doğan yavrularda bu yolculuğa katılıyor.

Serengeti Milli Parkı Göç Haritası
Öküz başlı antilopların göçünü izlemek üzere Aralık-Haziran aylarında, yırtıcı hayvanları görmek içinde Haziran-Ekim ayları arasında Serengeti’ye gitmek gerekiyor. Ancak vahşi hayvanların göç rotaları ve zamanlamalarını önceden tahmin etmek oldukça zor. Bu yüzden Serengeti'ye en az üç gün ayırmanız tavsiye ediliyor. Eğer yırtıcı hayvanları da görmek isterseniz kalma süresini biraz daha uzatmanız da fayda var.

Parkta öküz başlı antilobun yanı sıra Afrika'nın beş büyüğü olarak bilinen aslan, fil, leopar, gergedan ve bufalo görülebilir. Bununla birlikte zürafa, çita, leopar, vaşak, ceylan, nil timsahı, Afrika antilobu, su aygırı, sırtlan, yaban domuzu, colobus maymun ve babun dahil pek çok maymun türü, leopar kaplumbağası, yaban kedisi, deve kuşu, sekreter kuşu, leylek, akbaba vb. pek çok hayvan türünü görmek mümkün.

Serengeti Milli Parkında tur operatörleri aracılığıyla yapabileceğiniz etkinlikler arasında balonla safari, yürüyüş, savan alanlarda akşam yemeği, Moru’daki Masai antik taş boyamaları ile taşlarla yapılan yerel müzik dinletileri yer alıyor. Bölgenin jeolojik oluşumu oldukça ilginç manzaralar yaratmış. Teknik ismiyle monadnok olarak bilinen granit taşlar güneş, rüzgar ve erozyon sonucunda çatlama ve aşınma ile yuvarlağımsı şekiller almış. Bu tip kayalar "Kopjes" olarak adlandırılmakta, İngilizce "Copy" olarak okunmakta ve Felemenkçe "Küçük Kafa" anlamına gelmekte. 

Granit Kayalıklar-Kopjes

Serengeti Milli Parkında yer alan kaya gruplarının en önemlileri Barafu, Gol, Wogakurya, Maasai, Loliondo, Simba ve Moru’dur. Bölgedeki kayalıklar aslan, leopar, yabani kedi, vaşak ve hatta fil ile gergedanı kapsayan yaban hayatı için ev sahipliği yapmakta. Gol ve Barafu kayalıkları ise çitalar için önemli bir yetişme ortamı. Yağmurlu dönemlerde öküz başlı antiloplar tarafından da kullanılıyor.

Ayrıca Serengeti yakınında yer alan Ngorongoro Krateri, Olduvai Gorge, Ol Doinyo Lengai volkanı ve Natron Gölü flamingolarını da ziyaret edilebilir. Serengeti Milli Parkına ilişkin ayrıntılı bilgi ve fotoğraflara www.serengeti.org adresinden ulaşılabilirsiniz.

Serengetide ilk yerleşime antik çağlarda avcılık döneminde, yakın zamanda ise pastoral dönemde rastlanıyor. 1900’lü yıllarda kıtaya gelen koloniciler el değmemiş arazilerde aslan, leopar ve bufalolara yönelik sömürücü avcılık faaliyetlerinde bulunmuşlar. Afrika'nın henüz beyaz insanlar tarafından bilinmediği 1913 yılında Amerikalı avcı Stewart Edward White Nairobi’den güneye doğru yaptığı yolculuğu sırasında "Güneşten kavrulan ülkede kilometrelerce yürüdük ve sonra nehrin yeşil ağaçlarını gördüm, 3 km yürüdükten sonra kendi cennetimi buldum” demektedir. Bahsettiği yer Serengeti’dir. Masailer tarafından binlerce yıldır bu sonsuz ovada hayvanlar otlatılmakta ve bu alan “Siringitu” olarak adlandırılmakta.

1929 yılında vahşi hayvanların doğal hayatını devam ettirdikleri bu özel alanı ilk kez koruma sahası olarak ilan ediliyor. 1951 yılında ise Ngorongoro Kraterini de içine alacak şekilde Tanganika’nın (1961-1964 yılları arasında eski Tanzanya Cumhuriyeti ) ilk Milli Parkı olarak kabul ediliyor. 1959 yılında ise park bu günkü sınırlarına ulaşıyor. Serengeti ova ve yaylaların bir kısmı Ngorongoro Koruma Alanına ilave edilerek, kuzeyden güneye doğru öküz başlı antilop göçünün koruma altına alınması sağlanıyor.

Serengeti Milli Parkı ve tampon bölgeler ile birlikte Ngorongoro Koruma Alanı, Maswa, Grumeti, Masai Mara ve Ikorongo Av Alanı ile Loliondo  Kontrollü Av Alanları ve de Kenya'daki Masai Mara Milli Parkı ile dünyanın en geniş doğal hayat alanı olup, her yıl 90.000'in üzerinde turist bölgeyi ziyaret etmekte.

UNESCO tarafından ilan edilen iki adet Dünya Mirası ile iki adet Biyosfer Alanı 30.000 km²'lik bölgede yer alıyor. Bu benzersiz ekosistem, yazar Ernest Hemingway'den Peter Mattheissen’a, film yapımcısı Hugo von Lawick ve Alan Root gibi önemli fotoğraf sanatçıları ve bilim adamlarına ilham kaynağı oluyor.

Serengeti ekosistemi yeryüzünde en eski sistemlerden birisi. İklim, bitki örtüsü ve hayvan varlığının temel özellikleri ancak son milyon yılda değişmiş. İlk insan yaklaşık iki milyon yıl önce Olduvai Gorge’da görülmüş. Hayat, ölüm, uyum ve göçe ait desenler dağlar kadar yaşlı.

Viktorya Gölü kıyısı üzerinden göç rotası üzerinde yer alan Ndabaka Kapısından, Serengeti Milli Parkına saat 08:00’de giriş yapıyoruz.

Serengeti Milli Parkı, Batı Koridoru, Ndabaka Girişi

Arabamız büyükçe bir arazi aracı ve üstü açılıyor. Parka girer girmez yolda önümüze çıkan büyükçe bir kaplumbağa bize adeta hoş geldin diyor. Şoförümüz hemen bilgi veriyor. Bu bir leopar kaplumbağası. Kaplumbağa şans getirir derler, bugünümüzün çok güzel geçeceği ve pek çok hayvanı özellikle Büyük Beşli’yi rahatlıkla görebileceğimiz duygusuna kapılıyoruz.

Leopar Kaplumbağası

Şoförümüz hangi hayvanı nerede görebileceğimiz konusunda oldukça tecrübeli. Öğleye kadar Milli Park içerisinde stabilize yollarda toz toprak içinde daha önce yaptığımız safarilerde bol bol gördüğümüz hayvanları tekrar görüntüleme şansımız oluyor. Bazı hayvanlar araçları görünce çok ürkek davranıp kaçarken bazıları ise oldukça alışkın şekilde adeta poz veriyorlar. Araçtan inmemize kesinlikle izin verilmiyor. Yolculuğun büyük bir kısmını aracın arka koltuğunda ayakta ve araç üstünden çekim yaparak geçiriyorum.

Safari Aracımızda

Serengeti'de Zebralar

Serengeti'de Öküz Başlı Antiloplar "Gnu"

Serengeti'de Zürafalar

Serengeti'de Bufalo ve Ak Balıkçıl


Serengeti'de Afrika Antilobu

Serengeti'de Devekuşları




Sekreter Kuşu





Havanın ısınmaya başlaması ile birlikte hayvanların pek çoğu gölgelik alanlarda öğle uykusuna yatınca bizlerde bir kamp sahasına girerek öğle yemeği yemeye karar veriyoruz. Kumanyamız inanılmaz derecede lezzetli. Harika iki adet sandviç ve meyve suyu, yanında kızarmış tavuk, çerez ve kocaman bir muz ve su. Milli park içinde içindeki kamp sahası da oldukça temiz. Bu arada tesisin telle çevrilmiş bölgesinin kenarlarında bulunan bufalo kafataslarını yakından incelemek ve elime almak istediğimde tesis görevlileri tarafından anında uyarılıyorum. Serengeti’nin taşı toprağı ve kemiği altın kabul ediliyor:) :)

Serengeti'de Bufalo Kafatası
Öğle yemeğinin ardından küçük bir nehir kıyısında ağızlarını güneşe doğru açmış ve hareketsiz bir şekilde dakikalarca duran timsahlar ve hemen yakınındaki su aygırı sürüsünün çıkardığı homurtuları dinlemek ve izlemek gerçekten çok heyecan verici. Bu arada şoförümüz küçük nehrin içine aracımızı sokarak hızla karşı kıyıya geçerken artistik hareketlerde de bulunmayı ihmal etmiyor.
Serengeti'de Nil Timsahları

Serengeti'de Su Aygırları
Yola devam ederken ilk defa bir su aygırını sudan çıkmış ve çalılıkların arasında yürürken görüntülüyoruz. Doğduğunda 45-50 kg civarında pembe renkte olan,erişkin hale geldiğinde ise ağırlığı 3-4 tona ulaşan, sadece kafasının ağırlığı 400-500 kg olan, doğumunu suda yapan, önce yüzmeyi sonra yürümeyi öğrenen bu otçul ve son derece saldırgan hayvanı bu şekilde gözlemlemek çok ilginç bir tecrübe oluyor.


Serengeti'de Su Aygırı

Daha sonra çok uzaklardan gördüğümüz 2 adet fil ve beyaz gergedanı görmek bizi inanılmaz sevindiriyor ancak hayvanlara çok da yaklaşamıyor sadece dürbün ve fotoğraf makinalarımızın zoom objektifleri ile bakmakla yetiniyoruz…

Serengeti'de Filler

19 günlük seyahatimizin son günlerinde gerçekleştirdiğimiz bu 7 saatlik safaride içimizde hep göremediğimiz hayvanları yakından görme arzusu var. Ancak Serengeti’ye Şubat ayında gelmiş olmamız ve batı koridorunu kullanmamız sebebiyle safarinin bizim için çok da doyurucu olduğunu söyleyemiyorum. Hayallerimde bir çita ve fil sürüsü ile aslan ailesine rastlamak var ancak bunu gerçekleştiremiyorum. Ancak büyük göçün gerçekleştiği bu sonsuz ovada o havayı teneffüs etmek bile çok özel bir durum ve insana kendisini çok ayrıcalıklı hissettiriyor…

Parkın batı kapısından saat 16:00’dan sonra içeriye girişe izin verilmiyor. Sabahtan beri park içinde kaç km yol yaptığımızı kestiremiyorum ancak şoförümüz öğle yemeğinden yaklaşık bir saat sonra dönüş vaktimizin geldiğini söylüyor. Bizlerse hala heyecan içinde sağda solda görebileceğimiz başka hayvanlar var mı diye bakınıyoruz. Sanırım kapıdan oldukça uzak bir noktadayız ki şoför toprak yolda aşırı hız yapmaya başlıyor. Önce arabanın üstünü kapatıyor sonra da korkudan hepimiz koltuklarımıza oturarak emniyet kemerlerimizi bağlıyoruz. Batı kapısına ulaşmamız saat 15.00’i buluyor. Kapıda bizi bekleyen tırımız ve diğer grup üyesi arkadaşlarımızla buluşuyoruz. Kısa bir mola ve araç değişimi sırasında kaşla göz arasında milli parkın kapısındaki hediyelik eşya mağazasından da bir şeyler almayı ihmal etmiyoruz tabi ki :)

Yola kaldığımız yerden devam ediyoruz rotamız “Musoma” şehri. Yol çok uzun sürmüyor. Saat 18:00 gibi Musoma’dayız ve kampımız yine göl kenarında “Tembo Beach”de. Saat ve mekan o kadar uygun ki Viktorya gölünde yüzmeye karalıyım. Ancak bu sefer de rüzgar var ve göl çok dalgalı… Serengeti’de o kadar dolu dolu zaman geçirmişiz ki bunu hiç dert etmiyorum. Tesis ve odalar bir o kadar güzel ve ucuz ki. 20 dolara hemen bir oda ayarlıyoruz. Duvarlarda, perdelerde ve tablolarda hakim olan turuncu rengin enerjisi ile içimiz açılıyor.
Tembo Beach Otelde































Hemen plajda bir masaya oturarak soğuk içeceklerimiz ile akşam keyfi yapmaya başlıyoruz. Ve yine bir palmiyeler altında güneşi Viktorya gölünde batırıyoruz.


Viktorya Gölünde Gün Batımı

 Özlem ŞENOL
05.05.2016


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder